LİFESTYLE

Voldemort, Ruhunun Parçalarını Saklamak İçin Neden Malum Nesneleri Seçmişti?

ruhunu parçalara bölen bir adamın, o parçaları saklamak için seçtiği eşyalarla aslında bize hiç sahip olamadığı bir evi anlattığı kitap/film serisidir harry potter.

daha önce lord voldemort’un sevgisizliğini ve neden karanlık yolu seçtiğini anlatmıştım:

ama voldemort’u anlamak için bence en iyi yol, sakladığı eşyalara bakmak

çünkü bence bir insanın neye değer verdiği, en çok neyi korumaya çalıştığından anlaşılır:

voldemort da ölümsüz olmak için ruhunu parçalara böldü ve bu parçaları rastgele eşyalara değil, özenle seçtiği nesnelere sakladı. bence bu eşyalara ve onları seçen o yetim çocuğa biraz daha yakından bakmak gerekiyor. her şey yetimhanede başlıyor. dumbledore, tom riddle’ı ilk kez ziyaret ettiğinde dolabındaki bir kutuda diğer çocuklardan çaldığı küçük eşyaları buluyor. bir yoyo, gümüş bir yüksük, eskimiş bir mızıka:

dumbledore yıllar sonra harry’ye bu kutuyu anlatırken, tom’un daha o yaşlarda kurbanlarından hatıra toplama alışkanlığına dikkat çekiyor. düşünün, hiçbir şeyi olmayan, kendisine ait tek bir eşyası bile bulunmayan bir çocuk. sahip olmanın ne demek olduğunu ancak başkalarının elinden alarak öğrenebilmiş. ve bu çocuk, on bir yaşındayken dumbledore’un ziyaretiyle ilk kez ait olduğu bir yere, hogwarts’a gidiyor.

hogwarts’ın tom riddle için ne anlama geldiğini sırlar odası’nda, onun anılarından görüyoruz

genç tom, müdür dippet’ten yaz tatilinde okulda kalmak için izin istiyor. çünkü her yaz, nefret ettiği muggle yetimhanesine geri dönmek zorunda kalıyor. dippet bunu kabul etmiyor. okuldan mezun olduğunda ise yine dippet’e başvurup okulda öğretmen olarak kalmak istiyor, dippet bu sefer de onu çok genç bularak reddediyor. yani tom riddle’ın hogwarts’tan ayrılmamak için ne kadar çabaladığını görüyoruz. hayatında ev diyebileceği tek yer orasıydı ve o kapı ona sürekli kapanıyordu. şimdi gelelim hortkuluklara. ilkini daha öğrenciyken, hogwarts’ın içinde yaptı. sırlar odası’nı açtığında ölen myrtle’ın ölümüyle kendi okul günlüğünü hortkuluğa dönüştürdü. yani ruhunun ilk parçasını, okuldaki yıllarının kaydını tutan bir defterin içine sakladı. ardından gaunt ailesinden kalan yüzük geldi. bu yüzüğü hortkuluğa dönüştürdüğü cinayet ise kendisini terk eden muggle babasınındı. sonra sıra slytherin’in madalyonuna ve hufflepuff’ın kupasına geldi. voldemort ikisini de aynı kadından, eski eşya meraklısı hepzibah smith’ten çaldı. madalyonun ise ayrı bir hikâyesi var. annesi merope, yoksulluk içinde ve hamileyken bu madalyonu borgin ve burkes dükkânına sadece on galleon’a satmıştı. yani voldemort’un annesinden kalabilecek belki de tek miras, açlık yüzünden elden çıkarılmıştı. tom riddle yıllar sonra o madalyonu geri aldı ve ruhunun bir parçasını onun içine sakladı. son olarak ravenclaw’ın tacını ele geçirdi. yani voldemort hogwarts’ın dört kurucusundan üçünün eşyasını topladı. gryffindor’a ait bir eşyayı da istiyordu ama ona hiçbir zaman ulaşamadı.

bu listeye dikkatli bakınca bir şey çok net ortaya çıkıyor: voldemort’un seçtiği eşyalar ya kendi kökleriyle ya da hogwarts’la ilgili

annesinin ailesinden kalan yüzük ve madalyon, okul yıllarını anlatan günlük, okulun kurucularına ait kupa ve taç. yani babası tarafından terk edilen, annesini hiç tanımayan, yetimhanede büyüyen bir çocuk, ruhunu ait olmak istediği iki şeye emanet etmiş. ailesine ve hogwarts’a. safkan takıntısıyla bütün büyücülük dünyasına savaş açan adam, aslında ailesinin geçmişine tutunmaya çalışıyordu. ölümsüzlüğü ararken bile o hiç sahip olamadığı evin parçalarını topluyordu. ama bence işin en can yakan tarafı ravenclaw’ın tacı. voldemort yıllar sonra, bu sefer dumbledore’a öğretmenlik başvurusu yapmak için hogwarts’a geri döndüğünde, tacı okulun içinde, ihtiyaç odası’na sakladı. dumbledore onu yine reddetti ve voldemort hogwarts’tan bir kez daha geri çevrilmiş olarak ayrıldı. ama giderken ruhunun bir parçasını o şatonun içinde bıraktı. yani hogwarts onu kabul etmese bile, o kendini hogwarts’a bir şekilde bırakmanın yolunu bulmuştu. üstelik ihtiyaç odası’nı keşfeden tek kişinin kendisi olduğunu düşünüyordu. ona göre orası sadece kendisine ait bir sırdı. oysa o oda yüzyıllardır sayısız öğrencinin sığınağı olmuştu ve harry de tacın yerini tam olarak bu sayede bulacaktı.

harry’nin ölüm yadigarları’nın sonlarında ormana doğru yürürken hogwarts’a dair düşündükleri de bence tüm bu hikâyenin özeti gibi. yani hogwarts onun için bildiği ilk ve en iyi evdi ve şöyle düşünüyor, “o, voldemort ve snape, terk edilmiş çocuklar, hepsi evlerini burada bulmuştu!” üç yetim, üç dışlanmış çocuk ve üçü için de ev aynı yer. ama aradaki fark şu, harry o evin içinde sevgiyi, dostluğu ve bir aileyi buldu. snape o evde bir aşkı kaybetti ama sonunda o evi korumak için öldü. voldemort ise o evi bir mülk gibi sahiplenmeye çalıştı. çünkü sevgi denilen şeyi, aşk iksiri etkisi altında olan bir babanın evladı olduğu için bilmiyordu. bu yüzden, yani sevemediği için sahip olmak istedi. hayatında ev diyebildiği tek yer olan hogwarts’a sonunda bir ordu ile saldırdı ve son savaşı tam da o şatonun içinde verdi. ruhunun parçalarını sakladığı o evi, kendi elleriyle yerle bir etmeye çalıştı.

bence voldemort’un hikâyesinin özeti de bu

ait olmayı hiç öğrenemeyen bir çocuk, sevgiyle değil sahiplenerek bir eve bağlanmaya çalıştı ve sonunda hem o evi hem de kendini kaybetti.

rip, the dark lord!

Kaynak: https://eksiseyler.com/voldemort-ruhunun-parcalarini-saklamak-icin-neden-malum-nesneleri-secmisti

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir