LİFESTYLE

Tarihin En Korkunç Ölümlerinden Birine Sahne Olan 1983 Byford Dolphin Kazasında Yaşananlar

insan vücudunun ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu anlamak için bazen kurşunlara, bıçaklara veya devasa patlamalara bakmanıza gerek yoktur. bazen sadece fizik kurallarına ve basınç farkının o affetmez, soğuk gerçekliğine bakmak yeterlidir.

1983 yılında kuzey denizi’nde yaşanan byford dolphin kazası, işte bu gerçekliğin insanlık tarihindeki en acı ve en şaşırtıcı örneklerinden biridir. internette genellikle ucuz bir vahşet hikayesi gibi anlatıldığına bakmayın; bu olay aslında iş güvenliğinin, mühendislik zaaflarının ve derin deniz endüstrisinin görünmeyen karanlık tarafının hikayesidir.

olayı tam kavrayabilmek için önce “saturation diving” denen o zorlu mesleği biraz bilmek gerekiyor. derin denizde çalışan sanayi dalgıçları, bizim gibi sabah işe gidip akşam eve dönmezler. çok derin sularda çalışabilmek için bedenleri yüksek basınca uyumlu hale getirilir ve bu yüzden günlerce, bazen haftalarca platformun üzerindeki dar basınç odalarında yaşarlar.

çünkü her dalıştan sonra normal yüzey basıncına dönmek mümkün değildir. bunu hızlı yaparsanız vurgun yersiniz. bu yüzden bu insanlar yemeklerini o çelik tüplerin içinde yer, orada uyur, işe gidecekleri zaman basıncı ayarlanmış bir dalış çanıyla derine iner ve ancak uzun, kontrollü bir basınç düşürme sürecinden sonra dışarıdaki normal hayata dönebilirler.

byford dolphin de o dönem kuzey denizi’nin fırtınalı ve acımasız sularında petrol ve gaz endüstrisinin kullandığı devasa bir sondaj platformuydu. yukarıdan bakınca çelik, vinç, boru ve para görürsünüz. ama o sistemin altında, suyun dibinde, insan bedeninin sınırlarını zorlayan bambaşka bir emek düzeni vardır.

tarihler 5 kasım 1983’ü gösterdiğinde, rutin bir dalış operasyonu yürütülüyordu. iki dalgıç dalış çanıyla yukarı alınmış ve platformdaki basınçlı yaşam odalarına bağlanmıştı. sistem temel olarak üç parçadan oluşuyordu: dalış çanı, kısa bir bağlantı tüneli ve basınç odası. içerideki dalgıçlar yaklaşık 9 atmosferlik basınç altındaydı. dışarıdaki dünya ise bildiğimiz 1 atmosfer.

prosedürün mantığı çok basitti ama hayatiydi: dalgıçlar çandan basınç odasına geçecek, iç kapı güvenli biçimde kapatılacak, sistem mühürlenecek, ancak ondan sonra bağlantı tüneli dış basınca eşitlenip dalış çanı ayrılacaktı. bu zincirdeki en ufak zamanlama hatası, sistemi pimi çekilmiş bir bombaya çevirmeye yeterdi.

o gün olan da tam olarak buydu. bağlantı sisteminin, içerideki kapı güvenli şekilde kapanmadan açılmasıyla, yüksek basınçtaki oda bir anda dışarıdaki normal atmosferle temas etti. içerideki 9 atmosferlik basınç, 1 atmosferlik dünyaya doğru korkunç bir hızla boşaldı.

olayın detaylarını kanlı bir beden korkusuna çevirmeye gerek yok. sadece şunu bilmek bile yeterince ağır: birkaç saniyeden çok daha kısa bir sürede, basınç farkı içerideki dört tecrübeli dalgıcın hayatını aldı. dışarıda sistemi işleten dalış görevlilerinden biri de oluşan kuvvetle hayatını kaybetti, bir diğeri ağır yaralandı.

ortada yangın yoktu, silah yoktu, patlayıcı yoktu. sadece kapalı bir sistemdeki yüksek basıncın, kendine çıkış yolu bulduğu anda dengeye dönmek istemesi vardı. fizik bunu ne iyi niyetle yapar ne kötü niyetle. sadece yapar.

kazadan sonra ilk anlatı, olayın büyük ölçüde insan hatası üzerinden açıklanmasıydı. bu da endüstriyel kazalarda sık gördüğümüz o rahatsız edici kolaylığa benzer: sistemin tamamına bakmak yerine, son hamleyi yapan kişiye bakıp dosyayı kapatmak.

fakat sonraki yıllarda dalgıç ailelerinin, sendikaların ve konuya eğilen araştırmacıların ısrarıyla başka sorular da daha güçlü biçimde gündeme geldi. sistemde bir insan hata yapsa bile felaketi engelleyecek mekanik güvenlik kilitleri yeterli miydi? basınç göstergeleri ve uyarı sistemleri yeterince güvenli miydi? iletişim, prosedür ve ekipman zinciri gerçekten olması gerektiği kadar sağlam mıydı?

byford dolphin kazasının asıl ağırlığı da burada ortaya çıkıyor. bu sadece “bir görevli yanlış zamanda kilidi açtı” diye geçiştirilecek bir olay değildir. sonraki tartışmalarda, kazanın ciddi prosedür ve ekipman eksiklerini görünür hale getirdiği, özellikle güvenlik kilitleri ve basınç ölçüm/uyarı sistemleri gibi konuların offshore dalış güvenliği açısından ne kadar hayati olduğu daha net anlaşılmıştır.

bu facia bize derin deniz dalgıçlığının romantik bir cesaret hikayesi olmadığını gösteriyor

bu meslek, milimetrik güvenlik zincirlerine, doğru çalışan göstergelere, açık iletişime, yorgunluk yönetimine ve bir insanın hata yapabileceğini baştan kabul eden sistemlere bağlı bir hayat meselesidir.

bazen bir iş kazasının asıl korkunçluğu saniyeler içinde olup bitmesinde değildir. o ölümcül saniyenin, aslında yıllarca normalleşmiş küçük eksiklerin, hız baskısının, “bir şey olmaz” kültürünün ve eksik güvenlik zincirlerinin toplamı olmasındadır.

byford dolphin kazası bu yüzden akılda kalır. çünkü insan bedeninin denizin altında değil, basınçla yapılan o görünmez anlaşma bozulduğu anda ne kadar çaresiz kaldığını gösterir. doğa burada bağırmaz, uyarmaz, dramatik davranmaz. sadece basıncı eşitler. geriye de insanın, “keşke bu sistemi bir insan hatasına bu kadar açık bırakmasaydık” cümlesi kalır.

kaynaklar:
• store norske leksikon – byford dolphin-ulykkene
• the american journal of forensic medicine and pathology – an explosive decompression accident
• norwegian petroleum directorate / historical accounts on north sea diving safety

Kaynak: https://eksiseyler.com/tarihin-en-korkunc-olumlerinden-birine-sahne-olan-1983-byford-dolphin-kazasinda-yasananlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir