Sinemalarda Gösterilmesine Rağmen Bugün Hiçbir Kopyası Bulunmayan Kayıp Filmler
“kayıp filmler” ve “sinema arkeolojisi”
bir filmin “kayıp” olarak nitelendirilmesi; orijinal negatiflerinin, stüdyo arşivlerindeki kopyalarının, sinema salonlarına gönderilen makaralarının veya özel koleksiyonlardaki baskılarının dünyanın hiçbir yerinde bulunamaması anlamına gelir. yani o film bugün fiziksel olarak dünyadan tamamen silinmiştir.
sinema tarihçileri, sessiz sinema dönemindeki filmlerin yaklaşık %75’inin tamamen yok olduğunu tahmin ediyor.
bunun iki ana sebebi vardı
kimyasal ve yangınlar: 1950’lere kadar kullanılan film makaraları selüloz nitrat bazlıydı. bu madde son derece yanıcıydı, hatta oksijensiz ortamda bile kendi kendine yanabiliyordu. birçok stüdyonun devasa film depoları bu yüzden kül oldu.
değersiz görülmesi: o dönemlerde sinema ticari bir “eğlence” olarak görülüyordu, “yüksek sanat” olarak değil. filmler vizyondan düştükten sonra saklama zahmetine değmez denilerek ya çöpe atıldı, ya yakıldı ya da içlerindeki gümüşü geri kazanmak için kimyasal işlemlerle eritildi. (bkz: cüneyt arkın)’ın birçok filmi bu şekilde birkaç gram gümüş elde edebilmek için kayboldu.
bu kayıplara rağmen sinema tarihinin bazen mucizevi kurtarılma hikayeleri de vardır. western türünün ve sinema tarihinin en büyük başyapıtlarından biri olan stagecoach (1939 – cehennemden dönüş), (bkz: john wayne)’in o efsanevi hamlesi olmasaydı, bu hüzünlü “kayıp filmler” listesine eklenecekti.
negatiflerin geri dönülemez kaybı… yönetmen (bkz: john ford)’un başyapıtı olan stagecoach, john wayne’i dünya çapında bir süperstar yapan filmdir. ancak filmin çekilmesinden yıllar sonra, hollywood stüdyolarının o dönemki özensiz arşivleme mantığı yüzünden filmin orijinal nitrat kamerası negatifleri tamamen bozuldu ve yok oldu.
filmin dünya üzerindeki diğer gösterim kopyaları (pozitif baskıları) ise sinemalarda oynatıla oynatıla çizilmiş, yıpranmış, kalitesi yerle bir olmuştu. yani filmin stüdyo elindeki ana kaynağı artık mevcut değildi.
1970’li yıllara gelindiğinde, sinema tarihçileri ve arşivciler filmin yüksek kaliteli bir restorasyonunu yapmak istediklerinde büyük bir şokla karşılaştılar: el altındaki kopyaların hiçbiri yeni bir baskı almaya uygun değildi. tam ümitler kesilmek üzereyken sahneye filmin başrolü, “the duke” lakaplı john wayne çıktı.
john wayne, film 1939’da vizyona girdikten hemen sonra, kendi özel koleksiyonu için filmin orijinal nitrat negatiflerinden bozulmamış, tertemiz, taptaze bir pozitif kopyasını (striking print) bastırmış ve bunu onlarca yıl boyunca evindeki özel kasasında, gözü gibi koruyarak saklamıştı.
john wayne, sinema tarihçilerinin çaresiz kaldığını öğrenince evindeki bu el değmemiş gizli kopyayı hemen arşivcilere teslim etti. 1970’lerin sonunda ve 80’lerde yapılan tüm restorasyonlar, bugün televizyonlarda, dvd’lerde ya da dijital platformlarda izlediğimiz o cam gibi net stagecoach görüntüleri, tamamen john wayne’in kişisel gardırobundan/kasasından çıkan o tek bir kopyadan çoğaltıldı.
eğer john wayne zamanında o kopyayı bastırıp saklamasaydı, sinema dilini kökten değiştiren ((bkz: orson welles)’in (bkz: citizen kane)’i çekmeden önce sinemayı öğrenmek için tam 40 kez izlediğini söylediği) bu muazzam film, bugün ya tamamen kayıp olacaktı ya da zar zor seçilen, çamur gibi görüntülerden ibaret kalacaktı.
kendi kaderini değiştiren filme, yıllar sonra hayatını kurtararak borcunu ödemiş oldu yani “koca duke”.
en meşhur ve belgelenmiş “yakın tarihli tamamen kayıp” örneklerden bazıları ise şunlardır
1. the mountain eagle (1926) – (bkz: alfred hitchcock)
tarihin en çok aranan, adeta kutsal kâse kabul edilen kayıp filmidir. korku ve gerilimin dehası alfred hitchcock’un çektiği ikinci uzun metrajlı filmdir. hitchcock, filmin çok kötü olduğunu düşünüp nefret ettiğini söylese de, bugün dünya üzerinde tek bir makarası bile yoktur. sadece çekimler sırasında çekilmiş birkaç adet set fotoğrafı (still photo) günümüze ulaşmıştır.
2. london after midnight (1927) – tod browning
“bin yüzlü adam” lakaplı efsanevi aktör lon chaney’nin başrolde olduğu bu gotik korku filmi, sinema tarihinin en ünlü kayıp filmidir. son bilinen kopyası 1965 yılında mgm stüdyolarında çıkan büyük bir depo yangınında kül olmuştur. bugün sadece stüdyo fotoğrafları ve senaryosu durmaktadır.
3. the oregon trail (1936) – john wayne
western türünün ve hollywood’un en büyük ikonlarından john wayne’in başrolde olduğu bu sesli western filminin hiçbir kopyası bulunamamaktadır. sinema arşivcileri, filmin bir yerlerde yanlış bir teneke kutuya etiketlendiğini ve unutulmuş bir depoda keşfedilmeyi beklediğini umut ediyorlar ama resmi olarak tamamen kayıptır.
4. squadron leader x (1943)
ikinci dünya savaşı döneminde çekilen, british film institute (ingiliz film enstitüsü) tarafından resmi olarak “en çok aranan 75 kayıp ingiliz filmi” listesine alınan, yüksek bütçeli ve sesli bir casusluk dramasıdır. dönemine göre oldukça yeni olmasına rağmen hiçbir kopyası günümüze ulaşamamıştır.
bazen bu filmler hiç beklenmedik yerlerde; eski bir kasaba sinemasının bodrum katında, rusya veya yeni zelanda gibi ülkelerin devlet arşivlerinde yanlış isimle tasnif edilmiş olarak aniden “yeniden keşfedilebiliyor”. sinema arkeolojisi ve arkeologları da hala bu efsane kayıp filmlerin peşinde.
burada bir kayıp filmle ilgili bonus bilgiyi de atlamayayım
sessiz sinema döneminde, western filmlerinin genelinin konusu olan suçluların bazıları hâlâ hayattaydı. filmlerde başrol oynadılar. bunlardan birisi de henry starr’dı. kendisi sadece azılı bir banka soyguncusu değil, aynı zamanda dünya tarihinde henüz aranmakta olan aktif bir suçluyken kendi biyografi filminde başrol oynayan ilk ve tek insandır.
1919 yılında yapılan ve onun stroud, oklahoma’daki meşhur çifte banka soygununu anlatan bu sessiz filmin adı a debtor to the law (kanuna borçlu) idi. filmde, gerçek hayatta kendisini vurup yakalayan genç paul curry bile film icabı rollerini yeniden canlandırmak için starr’la kamera karşısına geçmişti. filmin ana teması güya “suç cezasız kalmaz” mesajı vermekti ama henry starr bu filmden kazandığı parayı da kumarda yiyince, 1921’de arkansas’ta bir bankayı daha soymaya kalktı ve bu kez vurularak öldü. bu tarz filmlerdeki isimlerden wyatt earp, dalton kardeşler’den bazıları hâlâ hayattaydı ve yönetmenlere danışmanlık yapıyorlardı.