Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Türkiye’nin Kilit Rolü: Fidan’ın Kiev Ziyaretinin Perde Arkası
Rusya-Ukrayna çatışmasının dördüncü yılına girilirken, Kiev’deki günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen siren sesleri ve patlamalar devam ediyor. Bu zorlu atmosferde, uluslararası barış çabaları ve diplomatik süreçler de yeni bir dönemece giriyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Ukrayna ziyaretine eşlik eden TRT Haber Ankara Haber Müdürü Gizem Baydar, “demir diplomasisi” adıyla anılan zırhlı tren seyahatinden, cephedeki “yok etme savaşı” riskine dek uzanan önemli gözlemlerini paylaştı.
Baydar, Kiev’in savaşla bütünleşen toplumsal belleğini, Türkiye’nin hem Rusya hem de Ukrayna ile diyalog kurabilen tek ülke olarak üstlendiği stratejik konumu ve küresel güç dengelerinin Ukrayna cephesindeki olası etkilerini detaylandırdı. Türkiye’nin arabuluculuk rolü bu süreçte büyük önem taşıyor.
Kiev’de sirenler, şehrin ritmini belirleyen bir saat sesi olmaktan çıkıp, yaşamın acı bir gerçeği haline gelmiş durumda. Patlamaların sıradanlaştığı, savaşın günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu bu ortamda, diplomatik çabalar da varlığını sürdürüyor. Türkiye, çatışmanın her iki tarafıyla da iletişim kurabilen nadir ülkelerden biri olarak barış umudunu canlı tutma gayretinde.
Günümüzde Ukrayna’ya ulaşımın tek yolu trenle sağlanıyor. Hava sahasının kapalı olması nedeniyle yaklaşık on saat süren zırhlı tren seyahatleri, diplomatik çevrelerde “demir diplomasisi” olarak adlandırılıyor. Savaşın ilk dönemlerinde bu güzergah gece ve kapalı perdelerle geçilirken, Bakan Hakan Fidan’ın son seyahatinde perdeler açık, yolculuk gündüz gerçekleştirildi. Fidan, yol boyunca gazetecilerle bir araya gelerek Ukrayna temaslarını ve genel diplomasi gündemini değerlendirdi. Bu durum, Türkiye’nin diplomatik etkinliğinin bir göstergesi olarak yorumlandı.
Yolculuk esnasında, Kırım Tatarlarının Milli Lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Kırımoğlu ile de sohbet etme imkanı oldu. Kırımoğlu, çatışmaların başlamasıyla birlikte Kırım Tatarlarının önemli bir kısmının Türkiye’ye sığındığını belirterek, “Türkiye’ye minnettarız” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, Ankara’nın bölgeye yönelik insani yardımlarının ve desteğinin ne denli takdir edildiğini gözler önüne serdi.
“Barış masası yeniden kurulabilir mi?” sorusuna yanıt veren Bakan Fidan, Ukrayna’daki görüşmelerin oldukça başarılı ve verimli geçtiğini vurguladı.
Fidan’ın temasları devam ederken, Kremlin’den de önemli bir açıklama geldi. Moskova yönetimi, Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik arabuluculuk ve barış çabaları için teşekkürlerini iletti.
Ziyaretin dikkat çeken bir diğer detayı ise Hakan Fidan’ın Ukrayna Dışişleri Bakanı ile görüşmesini kapalı bir salon yerine açık havada yapmasıydı. Bakan Fidan, görüşmelerini tamamladıktan sonra tren istasyonuna dönüş yolculuğunu yürüyerek gerçekleştirdi. Bu durum, diplomatik ilişkilerdeki şeffaflık ve samimiyetin bir göstergesi olarak yorumlandı.
Kiev’e varışımızın ilk gecesi sirenler çalmaya başladı. Yaklaşık iki dakika sonra peş peşe patlamalar yaşandı. Hava savunma sistemlerinin engellediği saldırılar nedeniyle gökyüzü adeta aydınlandı. Şehirde uzun süredir görev yapan deneyimli gazeteciler dahi, kent merkezinde bu denli yoğun bir saldırıya uzun zamandır rastlamadıklarını ifade etti.
Halkın tepkisi ise oldukça çarpıcıydı. Panik yerine bir alışkanlık gözlemleniyordu. Bir Ukraynalının “Sizin için deprem neyse, bizim için de siren o” sözleri, savaşın getirdiği psikolojik durumu ve adaptasyonu tek bir cümlede özetler nitelikteydi. Bu, Kiev halkının dayanıklılığını gösteriyor.
Otellerde ilk dikkat çeken detaylardan biri sığınaklara yönlendiren kare kodlarıydı. Sirenler çaldığında kimse balkonlara çıkmıyor; herkes güvenli koridorlara yöneliyordu. Zira en büyük tehlike, hava savunma sistemlerinin devreye girmesiyle düşen füze veya insansız hava aracı (İHA) parçalarıydı. Savaş, Kiev’de günlük yaşamın tam merkezinde, acı bir gerçeklik olarak devam ediyor.
Kiev şehri, savaşın izlerini ve yaşananları hafızasında canlı tutmaya özen gösteriyor. Şehir meydanlarında ele geçirilen Rus zırhlı araçları ve balistik füzeler sergileniyor. Anma alanlarında ise hayatını kaybedenlerin fotoğrafları, bırakılan çiçekler, oyuncaklar ve duygusal mektuplar yer alıyor. Bu, Ukrayna’nın direniş ruhunu yansıtıyor.
Görüşülen vatandaşlar arasında yakınlarını kaybedenler çoğunluktaydı. Bir kadın, savaşta hayatını kaybeden sevgilisi ve arkadaşının fotoğrafının önüne her ziyaretinde Americano kahve ve şeker bıraktığını hüzünle anlattı. Gözyaşları içindeki tek arzusu, bu acımasız Rusya-Ukrayna savaşının bir an önce sona ermesiydi.
Cephedeki mevcut durum, savaşın yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya evrildiğini gösteriyor. Uzmanlar, tarafların artık birbirlerinin direnme kapasitesini tamamen yok etmeye odaklandığını belirtiyor. Bu durum, yıpratma savaşından, kritik altyapıyı hedef alan topyekûn bir “yok etme savaşı” riskini beraberinde getiriyor.
Son dönemde artan balistik füze, uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) ve hassas güdümlü mühimmat kullanımı, bu tehlikeli değerlendirmeyi pekiştiriyor. Enerji tesisleri, ulaşım ağları ve diğer kritik altyapılar giderek daha sık hedef alınıyor. Askeri noktaların yanı sıra ekonomik ve sivil yaşamı doğrudan etkileyen hedeflerin vurulması, Ukrayna’daki savaşın insani ve ekonomik maliyetini her geçen gün artırıyor.
Kiev’den ayrılırken zihnimde sadece siren sesleri ve patlamalar kalmadı. Diplomatik çevrelerde yapılan değerlendirmeler de cephedeki gelişmeler kadar çarpıcı ve düşündürücüydü.
Yakın zamanda bir barışın sağlanacağına dair güçlü bir beklenti olmasa da, diplomasinin tamamen tükenmediği genel bir kanı. Gözler, taraflar arasındaki müzakerelerin yeniden hız kazanabileceği olası görüşmelere çevrilmiş durumda. Ancak masadaki en çetin konular değişmiyor: Donbas’ın statüsü, Kırım’ın geleceği ve Ukrayna’nın uluslararası güvenlik garantileri. Bu konular, barış görüşmelerinin kilit noktalarını oluşturuyor.
Bu çatışma süreci sadece Ukrayna ve Rusya’yı ilgilendirmiyor. İsrail-İran arasındaki yükselen gerilim ve Çin’in küresel güç dengelerindeki artan rolü de Ukrayna savaşının gidişatını doğrudan etkileyen önemli jeopolitik faktörler olarak belirginleşiyor.
Kiev’deki diplomatik çevrelerde sadece Rusya-Ukrayna çatışmaları değil, Ortadoğu’daki yükselen gerilimin bu savaşa olası etkileri de yoğun bir şekilde tartışılıyordu. Zira İsrail ile İran arasında yaşanabilecek yeni bir tırmanışın, Ukrayna cephesini doğrudan etkileyebileceği öngörülüyor.
Bu durumun nedenleri oldukça net. Ortaya çıkacak yeni bir kriz, silah tedarik rotalarını değiştirebilir, enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara neden olabilir ve küresel güvenlik önceliklerini yeniden tanımlayabilir. Böyle bir senaryoda, Ukrayna’daki savaşın uluslararası gündemdeki önceliği kısmen de olsa azalabilir.
Bu nedenle, Ukrayna’daki savaş günümüzde artık sadece Avrupa’nın bir güvenlik meselesi olmaktan çıktı. Karadeniz’den Ortadoğu’ya, enerji koridorlarından savunma sanayisine uzanan, çok boyutlu ve karmaşık bir jeopolitik mücadelenin ana unsurlarından biri haline geldi.
Bu karmaşık jeopolitik ortamda, Türkiye’nin yürüttüğü diplomatik strateji büyük önem taşıyor. Ankara, çatışmalar devam etse dahi müzakere masasının aktif tutulması gerektiğini vurguluyor. Özellikle Karadeniz’in savaşın etkilerinden uzak tutulması yönündeki kararlı duruşu, Türkiye’nin bu stratejisinin en kritik unsurlarından biri. Savaşın şiddeti ne kadar artarsa artsın, kalıcı bir çözümün ancak diplomatik yollarla ve müzakere masasında bulunabileceği görüşü hakim.
Kiev’den ayrılırken zihnimde kalanlar sadece siren sesleri, patlamalar veya yıkım görüntüleri değildi. Bu şehir, savaşın yıkıcı yüzünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererken, aynı zamanda diplomasinin neden vazgeçilmez bir araç olduğunu da kanıtlıyor. Zira cephede elde edilen askeri başarılar sınırları yeniden çizebilir; ancak gerçek ve kalıcı barış, sadece müzakere masasında varılan uzlaşmalarla tesis edilebilir.
Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/dunya/sirenler-susmuyor-diplomasi-durmuyor-951551.html