Bir Sistemi Anlamadan Değiştirmenin Riskini Anlatan İlke: Chesterton Çiti
bir şirkete çok parlak, yeni nesil bir yönetici gelir. ilk haftasında kimsenin sevmediği, işleri yavaşlatan o hantal onay prosedürünü çöpe atar. ofiste bayram havası eser, işler hızlanır, herkes yeni yöneticinin vizyonunu konuşur. iki ay sonra ciddi bir yanlış ödeme, veri sızıntısı ya da müşteri krizi patlar. meğer o sıkıcı, saçma görünen prosedür yıllar önce yaşanmış tam da böyle bir felaketten sonra zar zor inşa edilmiştir. chesterton’ın çiti tam olarak bu aceleci zafer sarhoşluğunu ve peşinden gelen soğuk duş anını anlatır.
kavramın isim babası g.k. chesterton. 1929’da yazdığı bir metinde meseleyi çok sade bir örnekle açıklar. yolda yürürken karşınıza yolu kesen bir çit çıkar. sabırsız reformcu “bunun burada ne işi var, hiçbir işe yaramıyor, kaldıralım” der. daha akıllı olan reformcu ise şunu söyler: bunun ne işe yaradığını bilmiyorsan, onu kaldırmana izin veremem. önce git ve o çitin neden oraya dikildiğini öğren. ondan sonra gelip yıkmayı konuşuruz.
bu hikayeyi duyup chesterton’ın çiti kavramını “hiçbir şeye dokunmayın, eski olan her şey kutsaldır” masalı sanmak büyük hata olur. bazı çitler gerçekten çürümüştür, bazı kurallar çağ dışı kalmıştır, bazı gelenekler sadece zarar veriyordur. mesele çite tapmak değil. mesele, bir şeyi anlamadan yıkmanın reform değil, düpedüz kumar olduğunu fark etmektir.
pek çok kural, alışkanlık veya prosedür dışarıdan bakınca saçma görünür çünkü o kuralın doğmasına sebep olan asıl problemi artık görmüyoruzdur. hastanedeki iki farklı kişinin aynı belgeye imza atması gereksiz bürokrasi gibi durabilir; ama o kural belki yıllar önce yaşanmış bir ilaç hatasından sonra konmuştur. bir binadaki ağır yangın kapısının hep kapalı tutulması sinir bozucudur ama dumanın üst katlara dolmasını engeller. yara iyileşmiştir, geriye sadece o kuralın kabuğu kalmıştır.
bunu en iyi yazılım dünyası bilir. bir geliştirici eski kodların arasında çok saçma görünen, hiçbir mantığı yokmuş gibi duran bir kontrol satırı görür ve temiz kod adına onu siler. testler geçer, her şey yolunda gibidir. ta ki sadece ayda bir çalışan bir rapor patlayana, eski bir müşteri sistemi bozulana veya yıllardır kimsenin aklına gelmeyen bir uç durum geri dönene kadar. o yüzden yazılımda “bu satır niye burada?” sorusu bazen “bunu hangi yangından sonra buraya koyduk?” sorusudur.
benzer durum şehir planlamasında, hukukta, okulda veya devlet kurumlarında da görülür. her gün geçtiğiniz sokaktaki hız kesici saçma görünebilir ama belki de orada çocuk kazaları yaşandığı için konmuştur. okulun katı görünen bir kuralı, zamanında yaşanmış kaotik bir durumu toparlamak için ortaya çıkmış olabilir. bir kamu kurumundaki upuzun onay zinciri işleri yokuşa sürmek gibi durabilir ama geçmişte yapılmış büyük bir hata, yolsuzluk veya keyfilik riskini azaltmak için bir fren mekanizması olarak tasarlanmış olabilir.
işi biraz daha kendimize çevirelim. bir insanın dışarıdan garip görünen rutinleri, aşılması zor sınırları veya aile içindeki tuhaf alışkanlıkları da birer çittir. dışarıdan bakan biri “bunu niye böyle yapıyorsun ki, çok anlamsız” diyebilir. ama o davranış, insanın kendi hayatındaki eski bir hatanın, derin bir kırılmanın ya da uzun deneme-yanılma süreçlerinin sonunda bulduğu bir hayatta kalma taktiği olabilir. kendi hayatımızdaki bir alışkanlığı çöpe atmadan önce de “ben bunu niye yapıyorum, bu beni neyden koruyor, bunu kaldırırsam geri ne gelir?” diye sormak fena fikir değildir.
peki çiti hiç mi kaldırmayacağız? tam aksine. araştırırsın, o çitin neden dikildiğini bulursun ve bakarsın ki çitin koruduğu alan çoktan değişmiş. ya da o kuralın insanlara verdiği zarar, engellediği riskten daha büyük hale gelmiş. insanların yolunu uzatıyor, maliyet çıkarıyor, haksızlık üretiyor. işte o zaman o çiti kaldırabilirsin. ama artık elinde bilgi vardır. o kuralı “bunun ne işe yaradığını bilmiyorum” diyerek değil, “ne işe yaradığını biliyorum ve artık bu işleve gerek kalmadı” diyerek kaldırırsın.
iyi reformcu ile aceleci reformcu arasındaki asıl fark budur. aceleci olan, çiti gördüğü an rahatsız olur. iyi reformcu ise önce çitin tarihini, kimi koruduğunu, kimi engellediğini, kaldırılınca neyin değişeceğini sorar. anladıktan sonra gerekirse o çitin yerine çok daha iyi bir mekanizma kurar, yönünü değiştirir veya kökünden söker atar. amaç dokunmamak değil, körü körüne dokunmamaktır.
bugünün dünyasında sürekli bir sadeleşme, hızlanma, dijitalleşme ve eski görünen her şeyi hızla kaldırma hevesi var. bunların birçoğu gerçekten yapılması gereken şeyler. ama bir sistemi sadece dışarıdan yavaş, hantal veya eski göründüğü için yıkmak çoğu zaman sorunu çözmez; görünmez olan güvenlik mekanizmasını da yıkar geçer. bir şeyi yıkmak her zaman kolaydır, onun hangi problemi tuttuğunu anlamak zordur.
chesterton’ın çiti bize eskiyi sevmeyi değil, yıkmadan önce anlamayı öğretir. bir kuralın, alışkanlığın veya sistemin gereksiz olduğunu kanıtlamanın ilk şartı, onun neden oraya dikildiğini bilmektir. neyi tuttuğunu, arkasında neyi sakladığını bilmediğin bir çiti kaldırmak cesaret değil, karanlıkta balta sallamaktır.
kaynaklar:
https://www.chesterton.org/taking-a-fence-down/
https://fs.blog/chestertons-fence/
https://thoughtbot.com/blog/chestertons-fence
https://www.lesswrong.com/w/chesterton-s-fence
Kaynak: https://eksiseyler.com/bir-sistemi-anlamadan-degistirmenin-riskini-anlatan-ilke-chesterton-citi