Avrupa’da Klima Devrimi: F-Gazlarına Veda, R290 Propan Klimalar Yükselişte
Avrupa Birliği, ozon tabakasını incelten sentetik “F-gazlarının” salımını düşürmek için önemli adımlar atıyor. Bu küresel soruna karşı, 2030 yılına dek 1990 seviyelerine kıyasla %55’lik bir azalma hedeflenirken, 2040 yılına gelindiğinde bu oranın %90’a ulaşması planlanıyor. Mevcut durumda ise %37’lik bir düşüş sağlanmış durumda.
Geçmişte klima sistemleri, ozon tabakasına zarar veren “F-gazları” olarak bilinen florlu gazları kullanmaktaydı. Avrupa Birliği genelinde, bu tür cihazların montajı yalnızca yetkili ve sertifikalı teknisyenler tarafından gerçekleştirilebiliyordu.
Klima endüstrisi bu duruma çözüm olarak, çevre dostu “R290 (propan)” gazı kullanan yeni nesil cihazlar geliştirdi. Bu tip klimalar ilk kez 2019’da Hindistan pazarında büyük rağbet gördü.
Daikin, 2023 yılında Almanya’da ilk propan bazlı monoblok (R290) klima sistemini devreye aldı. Ancak, güvenlik ve yasal düzenlemeler nedeniyle, R290 split klima cihazlarının doğrudan son tüketiciye satışı henüz başlamadı.
Daikin firması, 2026 yılı içerisinde, konut tipi split klimalar dışında kalan tüm R290 ürün gamını (ısı pompaları ve soğutma üniteleri dahil) piyasaya süreceğini açıkladı.
Benzer şekilde, Bosch da “R290” gazıyla çalışan Climate 6000iP serisi ürünlerini 2026 yazında tüketicilerin beğenisine sunmaya hazırlanıyor.
Piyasa, bu gelişmelerin yanı sıra, çok sayıda farklı ev tipi serinletici cihazla dolup taşıyor ve bu ürünler yoğun ilgi görüyor.
Avrupa Birliği genelinde kesin bir genelleme yapmak zor olsa da, özellikle Almanya’da evlerin dış cephesine monte edilecek klima üniteleri, villa sahipleri hariç, komşuluk ilişkilerinde sorunlara yol açabiliyor. Bu durum, pek çok kişiyi dış üniteli klima sistemlerinden uzak tutuyor. Ancak, son dönemdeki yoğun sıcak hava dalgaları, alternatif çözümlere yönelimi artırdı. Hortum gerektirmeyen, odanın ortasına yerleştirilebilen mobil klimalar, 20-30 metrekarelik alanlar için pratik bir çözüm sunuyor. Bu cihazlar, odanın sıcaklığını 23-24 dereceye düşürüp nemi alarak serinletme sağlarken, Almanya’nın kuzey bölgelerinde yılda ortalama 10-15 günlük kullanım için yeterli görülüyor.
Kısaca özetlemek gerekirse; ozon tabakasına zarar veren gazların atmosfere salınımı, tüm dünya için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Geçmişte ozon tabakasındaki incelme nedeniyle deri kanseri vakalarında artış gözlemlenmiş, doğrudan güneş ışınlarına maruz kalmanın zararları belirginleşmiştir. Sevindirici bir gelişme olarak, en büyük ozon deliği kapanmış olup, tüm deliklerin 2066 yılına kadar tamamen iyileşmesi beklenmektedir. Bu durum, herhangi bir “trendy” akımın ötesinde, 198 ülkenin iş birliğiyle ulaştığı küresel bir başarıdır. Uluslararası Montreal Protokolü, günümüzde dünyanın en etkili çevre anlaşması olarak kabul görmekte olup, Avrupa Birliği’ndeki benzeri kısıtlamalar birçok ülkede de uygulanmaktadır.
Düzenlemeler ve hızla ilerleyen klima teknolojileri, “R290” gazı ile çalışan cihazların geliştirilmesine öncülük etti. Bu, olumlu bir gelişmedir; zira R290, doğal bir gaz olan propandır. Doğal gaz işleme ve petrol rafinasyonu süreçlerinde elde edilen bu hidrokarbon, ozon tabakası için herhangi bir tehdit oluşturmamaktadır. Yanıcı özelliği nedeniyle son kullanıcı ürünlerinde güvenlik standartlarının yüksek tutulması gerekmiş ve bu beklentiyi karşılayan cihazlar başarıyla üretilmiştir.
R290 gazı kullanan ürünlerin 2026 yazında piyasaya sürülmesinde etkili olan faktörlerden biri de, Avrupa Birliği’nin 2027 yılından itibaren florlu gazlara yönelik düzenlemeleri daha da katılaştırma kararıdır. Bu durum, sektör için bir nevi teşvik edici bir baskı unsuru oluşturmaktadır.
Almanya’da konutların yalnızca %6’sında sabit klima sistemi bulunurken, %14’ünde mobil serinletici cihazlar tercih edilmektedir. İnsanlar, komşularıyla yaşanabilecek olası anlaşmazlıklardan kaçınmak adına genellikle taşınabilir oda tipi klimalara yönelmektedir. Bu tercihin bir sonucu olarak, ülkede klima üretimi 2019-2024 yılları arasında %75 gibi önemli bir artış göstermiştir.
Avrupa Birliği’nde klima kullanımına yönelik herhangi bir yasak bulunmamaktadır. Güney Avrupa ülkelerinde klima sistemleri oldukça yaygınken, Orta ve Kuzey Avrupa’da bu oran daha düşüktür. Örneğin, İspanya’da konutların %50’sinde klima varken, Fransa ve İtalya’da bu oran %25 civarındadır; AB ortalaması ise %20’dir. Orta ve Kuzey Avrupa’da yaşayanlar, iklim değişikliğinin etkilerini kabul etmeye ve klima ihtiyacını giderek daha fazla hissetmeye başlamıştır. Hatta Alp Dağları’nın kuzeyinde zeytin yetişmeye başlaması gibi olaylar, iklimin ne denli değiştiğini gözler önüne sermektedir. Almanya’daki satış rakamları da bu değişimin bir göstergesi olup, önümüzdeki 3-5 yıl içinde klima kullanımının bu bölgelerde tamamen normalleşmesi beklenmektedir.
Kamu binalarındaki durum ise özel konutlardan farklılık göstermektedir. Özellikle hastaneler ve yaşlı bakım yurtları gibi kurumlarda iklimlendirme koşulları yetersiz kalabilmektedir. Yeni nesil, hortum gerektirmeyen mobil klimalar bu tür kurumlar için pratik ve erişilebilir bir çözüm sunmaktadır. Geniş ürün yelpazesi ve uygun fiyat seçenekleriyle bu cihazlar, hasta yakınları ve sağlık personelinin talepleri doğrultusunda kolayca temin edilebilir.
Kaynak: https://eksiseyler.com/avrupada-klima-kullanimi-neden-yaygin-degil