LİFESTYLE

The Mentalist’teki Patrick Jane’in Başarılı Olmasını Sağlayan Klasik Numaraları

diziyi ikinci kez izlerken fark ettim ki patrick jane abi hep aynı numaraları döndürüp duruyor sadece sırasını değiştiriyor. en iyi yaptığı şey soğuk okuma. karşındaki insan hakkında hiçbir şey bilmeden her şeyi biliyormuş gibi konuşuyor. medyumluk yaptığı dönemde ekmeğini bu yöntemle kazanmış zaten dizinin başlangıç noktası da bu. insanlar kendileriyle ilgili duydukları cümleyi doğrulamaya meyilli. sen genel bir şey söylersin o kafasında kendi hayatından bir sahne bulur ve “aa nereden bildin” der. bilen sen değilsin boşluğu dolduran o. bizdeki kahve falı da harfiyen aynı mekanizma. sende bir kırgınlık var kimseye söylemiyorsun cümlesini bugüne kadar üstüne alınmayan bir insan görmedim.

barnum cümleleri diyolar bunlara herkese uyan ama kişiye özelmiş gibi duran ifadeler. 1948’de forer diye bir adam öğrencilere tek tek kişilik analizi dağıtmış hepsi aynı kağıtmış sınıfın tamamı “bu tam benim lan” demiş. kalıplar aşağı yukarı şunlar. “insanlara çok verirsin ama karşılığını aldığını düşünmüyorsun”, “dışarıdan güçlü görünüyorsun, içeride öyle değil”, “kullanmadığın bir tarafın olduğunu biliyorsun” püf noktası iki ucu birden söylemek. “genelde sakinsin ama patladığın zaman kimse tutamıyor.” bu cümle yeryüzündeki herkese uyar. yanlışlanamaz çünkü iki ihtimali de kapsıyor. soğuk okumadan önce zaten sıcak okuma yapmış oluyor. yani önceden bilgi topluyor. sonra o bilgiyi doğaüstü yetenek gibi sunuyor. olay yerine gelmeden dosyayı okuyor eve girer girmez fotoğraflara, ilaç kutularına, buzdolabı kapağındaki kağıtlara bakıyor. ondan sonra “ruhlar bana diyor ki” diye bi’ başlıyor. bugün bu iş çok daha kolay tabii. adı soyadı yeter gerisini instagram anlatsın size.

jane abi olta atma işini de çok iyi yapıyor. soruyu cümle gibi söylüyor. “burada bir m harfi görüyorum… mehmet mi, murat mı, tam çıkmıyor.” karşıdaki hemen atlar “mahmut” beş dakika sonra “ben sana mahmut demiştim ya” havasına girer ve kimse itiraz etmez. çünkü insan hafızası sonucu hatırlıyor oraya nasıl gidildiğini değil. tutmayan tahminler unutuluyor tutan tek tahmin efsane oluyor.

gözlem işi var tabii. ayakkabının topuğu hangi taraftan aşınmış. bronzluk çizgisi nerede bitiyor. parmakta yüzük izi var mı, tırnak dibi nasıl ceketteki tüy kedi tüyü mü köpek mi? saati kolun neresinde duruyor, çantayı hangi omuzda taşıyor. jane abi bunları toplayıp bir hikaye kuruyor. burada yaygın bir yanlış var buna genelde tümdengelim deniyor sherlock etkisi yüzünden. halbuki yapılan şey en makul açıklamayı seçmek. bu iz ancak şundan olur değil. bu iz en çok şundan olur. aradaki fark önemli çünkü ikincisi yanılabilir. dizide yanılmıyor. hayatta yanılıyorsun.

diğer numarası da önce normali izlemek oluyor jane abi’nin. insanı yalan söylerken yakalamak için önce doğru söylerken izlemen lazım. jane sorguya hiçbir zaman meseleden girmiyor. çay ister, odayı över, alakasız muhabbet açar. o sırada yaptığı şey ölçüm almak. bu adam rahatken nasıl konuşuyor elleri ne yapıyor ne kadar göz teması kuruyor. asıl soruyu sorduğunda artık kıyaslayacak bir zemini var. bu kısım gerçek ve sorgu eğitimlerinde gerçekten öğretiliyor.

mikro ifadeler ve beden dili işi dizide epey abartılmış. jane abi adamın kaşının kalkışından katil olduğunu anlıyor. insanların beden diline bakarak yalan yakalama başarısı yazı tura atmaktan azıcık daha iyi. kollarını kavuşturan adam yalan söylüyor olmayabilir üşüyordur belki de. jane’in gerçekten çalışan tarafı beden dili değil tutarsızlıklar. adam beş dakika önce ne dedi şimdi ne diyor o iki cümle nasıl aynı anda doğru olabilir gibi.

hipnoz olayına bakalım. jane abi insanları on saniyede uyutup istediğini yaptırıyor. burası tamamen masal. hipnoz gerçek bir şey ama telkine yatkınlıkla ilgili. kişi istemediği şeyi yapmıyor. kimseye hipnozla cinayet itiraf ettiremezsin ettirsen o itiraf mahkemede pek bi’ işe yaramıyor diye biliyorum.

adam eski sahne insanı en çok da bunu kullanıyor. dikkat tek yere odaklanır iki yere bölünmez. bir elle numara yaparken öbür elle cebini karıştırıyor. sorgudaki hali daha güzel “iki ihtimal var, ya kavga ettiniz ya da o size saldırdı.” adam ikisinden birini seçiyor. halbuki üçüncü ihtimal yani orada hiç bulunmamış olmak masaya hiç konmamış. seçim yaptığını sandığı anda çoktan kabul etmiş oluyor.

öfkelenen insan dikkatini kaybeder. kendini savunma ihtiyacı duyar ve savunurken bilgi verir. jane karşısındakinin en hassas noktasını bulup tam oraya basıyor. kibirli adama “sen aslında sandığın kadar zeki değilsin” demesi onu kudurtmak istemesinden. adamın kendini kanıtlama isteği susmasından daha güçlü oluyor ve patır patır dökülüyor.

en ucuz ve en etkili numarası susmak. soruyu sorar ve susar. insan sessizlikten rahatsız olur doldurmak ister. gereksiz konuşur gereksiz konuşurken de tutarsızlık üretir. iyi gazeteciyle iyi polisin ortak alışkanlığı budur jane abi de bunu bilerek kullanıyor.

imza hareketi de katile çıkış kapısı açmak. “sen kötü biri değilsin o an öyle oldu herkes olabilirdi. adam zaten hak etmişti.” suçu küçültüp itirafı kolaylaştırıyor. bunun sorgu literatüründe adı var ve gerçek polisler de kullanıyor. ama buraya bir uyarı düşmek lazım bu teknik sahte itiraf üretmesiyle meşhur. suçsuz insana “nasılsa hafifletici sebep var” hissi verip ifade imzalatabiliyor. dizide jane abi her seferinde doğru adamı buluyor hayatta öyle olmuyor.

en sevdiğim kısmı tuzak kurması. jane abi kanıt aramıyor kanıtı katilin kendisine ürettiriyor. sahte medyum seansı yapıyor. olmayan kamera kaydını öne sürüyor. ölmüş adamın telefonundan mesaj atıyor. salonda sahte bilgi dolaştırıyor. sadece katilin bilebileceği bir detayı ortaya atarsın ve kimin tepki verdiğine bakarsın. suçsuz adam “ne alaka” der suçlu olan panikler. panikleyen insan da hata yapar. kriminolojide bunun ölçülebilir bir versiyonu var.

bütün bunların altında tek bir şey var: insanlar duyulmak istiyor

jane abi’nin en güçlü silahı soğuk okuma da değil hipnoz da değil. karşısındaki insanın uzun zamandır konuştuğu ilk gerçek dinleyici olması. o dinlemeyi çoğu zaman samimiyetsiz yapıyor doğru ama işe yaramasının sebebi bu. bunları dizideki haliyle hayatta denemeye kalkarsanız iki sonuç var. birincisi insanlar sizi manipülatif buluyor ve bir daha aramıyor. ikincisi kendi kurduğunuz hikayeye kendiniz inanıyorsunuz ve yanlış adamı suçluyorsunuz. jane abi hiç yanılmıyor çünkü onu senarist koruyor. sizi koruyan bir senarist yok. aman dikkat edin dostlar.

Kaynak: https://eksiseyler.com/the-mentalistteki-patrick-janein-basarili-olmasini-saglayan-klasik-numaralari

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir