DÜNYA

Ankara Zirvesi Öncesi Kritik Çıkış: Rutte’den Türkiye’ye “Devasa Savunma Sanayii Gücü” Vurgusu!

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 7-8 Temmuz’daki kritik Ankara Zirvesi öncesinde Anadolu Ajansı’na özel açıklamalarda bulundu. Brüksel’deki NATO Karargahı’nda gerçekleşen röportajda, İttifak’ın geleceği, karşılaştığı zorluklar ve Türkiye’nin NATO’ya sağladığı önemli katkılar ele alındı.

Özellikle son dönemde transatlantik ilişkilerde yaşanan gerilimlerin ışığında, Rutte’nin liderliğindeki Ankara Zirvesi’nden beklentilerin yüksek olduğu belirtildi. Genel Sekreter, bu zirvenin Lahey Zirvesi’nden bile daha kritik olabileceğini ifade ederek, “Ankara Zirvesi’nin, verilen taahhütlerin somut uygulamalara dönüştüğü bir dönüm noktası olarak hatırlanmasını umuyorum. Lahey’de sözler verildi, şimdi Ankara’da bunları hayata geçirme zamanı,” dedi.

Savunma harcamaları, hem Lahey hem de Ankara Zirvesi’nin üç ana gündem maddesinden biri olarak öne çıkıyor. Rutte, Avrupalı ve Kanadalı müttefiklerin sadece iki yıl içinde savunmaya ek 250 milyar dolarlık kaynak ayırmasının kayda değer bir başarı olduğunu vurguladı. Ancak meselenin sadece bütçe artışından ibaret olmadığını, aynı zamanda silahlı kuvvetler için personel temini ve savunma sanayii üretim kapasitesinin hızla artırılması gerektiğini belirtti.

Üçüncü öncelik olarak “NATO 3.0” vizyonunu işaret eden Rutte, bunun daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına geldiğini ifade etti. Bu vizyonun temelinde, savunma sanayii üretimini ciddi ölçüde artırmak yatıyor; zira bu kapasite, caydırıcılığın ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Lahey Zirvesi’nin önemli sonuçlarından biri olan bu alanda, hem ABD hem de Avrupa’da yapılacak çok iş olduğunu dile getiren Rutte, yaklaşık 3 bin savunma sanayii şirketine sahip Türkiye’nin bu süreçte kritik bir rol oynadığını vurguladı. Ancak genel tabloda üretim ve teslimat sürelerinin hala uzun, üretim miktarının ise ihtiyacın gerisinde kaldığını ekledi. Ankara Zirvesi’nin ilk gününde düzenlenecek Savunma Sanayii Forumu’nun bu konuya odaklanacağını belirtti.

Türkiye’nin NATO için “son derece önemli bir ülke” olduğunu belirten Rutte, ülkenin 1952’de İttifak’a katılarak neredeyse başlangıcından beri önemli bir müttefik olduğunu hatırlattı. NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iyi donanımlı ve eğitimli olduğunu dile getirdi. Yaklaşık 3 bin şirketten oluşan devasa Türk savunma sanayii altyapısının büyük bir avantaj teşkil ettiğini söyleyen Genel Sekreter, bu şirketlerin inovasyona verdiği önemi, en yeni teknolojileri geliştirmesini ve özellikle Ukrayna savaşından edinilen dersleri üretime yansıtmasını övgüyle karşıladı. İşte bu nedenlerle 7 Temmuz’daki NATO Zirvesi Savunma Sanayi Forumu’na Türkiye’nin ev sahipliği yapmasının son derece isabetli bir karar olduğunu ifade etti.

Rutte, nisan ayında gerçekleştirdiği ASELSAN ziyaretinden çok etkilendiğini dile getirdi. ASELSAN’ın Türkiye’deki diğer şirketlerle ve Avrupa ile ABD’deki firmalarla geliştirdiği işbirliklerinin, Türkiye’nin ABD’ye yatırım yapması ve benzer şekilde ABD’li ile Avrupalı şirketlerin Türkiye’ye yatırım yapmasının güçlü bir işbirliği modeli oluşturduğunu ve bunun caydırıcılığın temeli olduğunu vurguladı.

NATO’nun 360 derecelik bir güvenlik perspektifiyle hareket ettiğini ve tehditlere her yönden baktığını belirten Rutte, Rusya kadar terörizmin de bu yaklaşımın önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Türkiye’nin siyasi ve askeri liderliğinin terörle mücadele konusunda sağladığı değerlendirme ve bilgilerin, İttifak’ın genel güvenliği için kritik önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Avrupa Birliği’nin savunma alanındaki adımlarına değinen Rutte, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e saygı duyduğunu belirtti. NATO olarak sürekli “kapsayıcılık” ilkesini vurguladıklarını, California’dan Ankara’ya kadar uzanan ve tüm müttefikleri içeren bir İttifak yapısının korunması gerektiğini dile getirdi. AB’nin savunma sanayii kapasitesi geliştirme, toplum dayanıklılığı ve finansman gibi alanlarda önemli katkılar sağlayabileceğini kabul etti. Ancak Avrupa bağlamında AB üyesi olmayan Norveç, İzlanda, İngiltere ve Türkiye gibi önemli NATO müttefiklerinin de bulunduğunu hatırlatarak, bu konudaki tartışmaların yapıcı bir atmosferde sürdüğünü ve en kapsayıcı yapının oluşturulmasının herkesin çıkarına olduğunu vurguladı.

Nükleer caydırıcılık konusuna gelince, Rutte, mevcut yapıda ABD ve İngiltere’nin NATO’nun Nükleer Planlama Grubu üyeleri olduğunu, Fransa’nın ise bu grubun dışında yer almasına rağmen nükleer kapasitesinin kolektif savunma için son derece önemli bir unsur olduğunu belirtti. Fransa’nın bu kapasitenin kullanımına ilişkin yaklaşımını ABD ve Avrupalı müttefiklerle daha yakın işbirliği içinde geliştirme isteğini memnuniyetle karşıladığını ifade etti. Bu durumun Rusya için ek bir ikilem ve stratejik caydırıcılık unsuru oluşturduğunu dile getirdi. İngiltere, ABD ve Fransa’nın oluşturduğu bu ortak tablonun, özellikle ABD’nin nükleer şemsiyesinin özgürlüğün nihai güvencesi olduğunu ve ihtiyaç duyulan caydırıcılığı sağladığını ekledi.

“NATO 3.0” kavramını daha sık duyduğumuzu ve dönüşümün gerekliliğini vurgulayan Rutte, bunun Kanadalılar ve Avrupalıların daha fazla savunma harcaması yapması ve taahhütlerini fiilen yerine getirmesi anlamına geldiğini açıkladı. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş nedeniyle bu dönüşümün kaçınılmaz olduğunu, Rusya’nın büyük askeri yığınağı karşısında saf davranılamayacağını belirtti. “NATO 3.0”, ABD’ye aşırı bağımlı olan “NATO 2.0″dan farklı bir yapı sunuyor. ABD’nin hem konvansiyonel askeri kapasitesi hem de nükleer caydırıcılığıyla Avrupa’daki varlığını sürdüreceğini ancak Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlendiği bir NATO’nun ortaya çıkacağını vurguladı. Bu, daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlayışıyla, Avrupa ülkelerinin yakın gelecekte NATO’nun üç Müşterek Kuvvet Komutanlığı’nın komutasını devralması ve Ukrayna’ya sağlanan mali destekte öncü rol üstlenmesiyle gerçekleşecek. Rutte, bu gelişmelerin külfet paylaşımının daha adil olduğu, Rusya karşısında caydırıcılığını artırmış ve Çin konusunda da stratejik davranan çok daha güçlü bir NATO anlamına geldiğini ifade etti.

İttifakın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit sorusuna Rutte, “Geceleri beni uykusuz bırakacak bir konu varsa o da Rusya’dır,” yanıtını verdi. Uzun vadede temel tehdidin Rusya olduğunu, bunun Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü “akıl dışı saldırı savaşında” açıkça görüldüğünü belirtti. Putin’in bu savaşta kendi vatandaşlarından her ay 35 bin askerin öldürülmesini veya ağır yaralanmasını göze aldığını, bunun Ukrayna’nın sahadaki başarısını gösterdiğini ancak aileler için büyük bir trajedi olduğunu vurguladı. Rutte, Rusya’nın Kuzey Kore, İran ve Çin ile birlikte hareket ettiğini, Çin’in askeri kapasitesini hızla artırarak 2030’a kadar 1000 nükleer savaş başlığına sahip olmasının beklendiğini ve bu konuda da saf davranılmaması gerektiğini söyledi. Bu dörtlü içinde uzun vadede temel tehdidin yine Rusya olmaya devam ettiğini sözlerine ekledi.

Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/dunya/nato-genel-sekreteri-rutte-turkiye-devasa-savunma-sanayii-avantajina-sahip-949866.html

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir