Domatesi Buzdolabına Koymak Lezzetini Neden Bitiriyor? İşte Bilmediğiniz Sırlar
Buzdolabına konulan domateslerin dış görünüşleri çoğu zaman aldatıcı olabilir. Kırmızı rengi, pürüzsüz kabuğu ve kesildiğinde akan suyuyla taze bir izlenim verse de, aslında önemli bir eksiği vardır: eşsiz lezzeti ve kokusu. Tezgâhta bekleyen bir domatesin bıçakla kesildiğinde etrafa yayılan o taze, yeşilimsi ve karakteristik aroma, buzdolabından çıkan domateste hissedilmez. Halk arasında “buzdolabı domatesin tadını alır” şeklinde ifade edilen bu durum, bilimsel olarak sadece tat algısıyla sınırlı değildir. Domatesin gerçek lezzeti, dilimizin algıladığı tatlılık ve ekşiliğin ötesinde, burnumuza ulaşan onlarca uçucu aroma bileşiğinin oluşturduğu karmaşık dengeyle ortaya çıkar. Domatesin kendine özgü karakterini oluşturan temel unsurlar; şekerlerin sağladığı tatlılık, organik asitlerin verdiği ferah ekşilik ve en önemlisi, meyve kesildiğinde veya çiğnendiğinde havaya karışan, çok küçük ve uçucu moleküllerden oluşan aroma bileşikleri yani domates aromasıdır. Bu bileşikler, taze çimden çiçeğe, meyvemsi notalardan tarif edilmesi zor o “işte domates kokusu” hissine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Aslında lezzet deneyimimizin büyük bir kısmı, koku alma duyumuzdan gelir. Burnunuzu kapatarak bir domatesi çiğnediğinizde, sadece tatlılık ve ekşiliği hissedersiniz; ancak domatesin gerçek kimliği büyük ölçüde kaybolur. Bunun nedeni, çiğneme sırasında açığa çıkan uçucu bileşiklerin ağzın arka tarafından buruna ulaşarak beynin “domates lezzeti” olarak yorumladığı bütünsel görüntüyü tamamlamasıdır. Buzdolabı, domatesin tam da bu “görünmez” lezzet boyutunu olumsuz etkiler. Sıcak iklim bitkisi olan domates, soğuğa karşı oldukça hassas bir meyvedir. Buzdolabının ortalama 4 derece civarındaki sıcaklığı, süt veya et gibi ürünler için ideal olsa da, domates hücreleri için aşırı soğuktur. Dalından koparıldıktan sonra bile domates hücreleri canlılığını korur; solunum yapar, olgunlaşır ve aroma bileşikleri üretmeye devam eder. Bu karmaşık süreçler, enzimler ve genler tarafından yönetilir. Soğuk ortam, domatesin sadece fiziksel olarak üşümesine neden olmaz; aynı zamanda aroma üretiminden sorumlu biyokimyasal yolların işleyişini de önemli ölçüde yavaşlatır. Bu durum, domatesin tazeliğini etkiler ve domates neden tatsızlaşır sorusuna cevap verir. 2016 yılında Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan bir araştırma, domateslerin soğukta neden lezzet kaybettiğini moleküler düzeyde ortaya koydu. Çalışma, domates lezzetiyle doğrudan ilişkili uçucu bileşiklerin yaklaşık 12 derecenin altındaki sıcaklıklara karşı hassas olduğunu gösterdi. Daha da dikkat çekici olanı, soğuk depolamanın domatesin içerdiği şeker ve asit miktarını aynı oranda değiştirmemesiydi. Bu, buzdolabından çıkan bir domatesin hala tatlı ve ekşi olabileceği, dilinizin temel tatları algılamaya devam edebileceği anlamına gelir. Ancak burnunuza ulaşması gereken kritik aroma moleküllerinin önemli bir kısmı azaldığı için, soğuk domatesin lezzeti “düzleşir” veya “sessizleşir”. Araştırmacılar, soğuğun sadece mevcut aroma moleküllerini azaltmakla kalmayıp, bu molekülleri üretmekle görevli bazı genlerin aktivitesini de baskıladığını keşfetti. Olgunlaşmayı yöneten önemli genlerin ve aroma sentezinde rol oynayan enzimlerin üretimi soğukta düşüş gösteriyordu. Hatta domates hücrelerindeki DNA üzerinde, genlerin ne kadar aktif çalışacağını etkileyebilen geçici kimyasal değişimler bile gözlemlendi. Bu durum, domatesin genetik yapısının değiştiği veya mutasyona uğradığı anlamına gelmez; daha ziyade, hücrenin hangi genleri ne kadar okuyacağına dair düzenin geçici olarak etkilendiğini gösterir. Buzdolabı, domatesin “tarif defterini yırtmak” yerine, bazı sayfalarının üzerine geçici bir ağırlık koyar gibidir. Domates tekrar oda sıcaklığına getirildiğinde, bu baskının bir kısmı ortadan kalkabilir ve bazı aroma üretim yolları yeniden aktive olabilir. Ayrıca, soğukta uçuculuğu azalan koku molekülleri, domates ısındıkça havaya daha kolay karışır. Bu nedenle, buzdolabından çıkarılmış bir domatesi hemen yemekle, bir süre oda sıcaklığına gelmesini bekledikten sonra yemek arasında belirgin bir lezzet farkı hissedilebilir. Ancak, uzun süreli soğuk depolamanın etkileri her zaman tamamen geri dönmez. Bazı aroma üretim genleri eski çalışma seviyelerine dönemeyebilir, bazı uçucu bileşikler kısmen geri gelirken bazıları düşük kalabilir. Domatesin rengi ve görünümü yerinde olsa bile, lezzet profilindeki kaybın bir bölümü kalıcı olabilir. Başka çalışmalar da soğukta tutulan domateslerin aroma bileşiklerinin ciddi biçimde azaldığını ve tadım yapan kişilerin bu domatesleri daha az beğendiğini ortaya koymuştur. Bir araştırmada, soğuk uygulamasının ölçülen aroma bileşiklerinin büyük çoğunluğunu azalttığı ve toplam uçucu madde seviyesini belirgin biçimde düşürdüğü gözlemlenmiştir. Yani bu durum, insanların “buzdolabı kokusu sinmiş” diye kuruntu yapmasından öte, ölçülebilir ve gerçek bir kimyasal kayıptır. Soğuk depolama daha uzun sürdüğünde, sorun sadece aroma kaybıyla sınırlı kalmayabilir. Domates, “soğuk zararı” veya “chilling injury” adı verilen fizyolojik bir bozukluk geliştirebilir. Bu durum, meyvenin düzgün renk almamasına, düzensiz yumuşamasına, unumsu veya garip bir dokuya sahip olmasına, yüzeyde çukurlaşmalara ve çürümeye daha yatkın hale gelmesine yol açabilir. Özellikle tam olgunlaşmadan soğuğa maruz kalan domatesler bu konuda daha hassastır. Yeşil veya henüz renk almaya başlamış bir domatesi buzdolabına koymak, onun doğal olgunlaşma sürecini ciddi şekilde bozabilir. Dışı günler sonra kırmızı bir renge ulaşsa bile, içindeki lezzet ve doku gelişimi beklendiği gibi ilerlemeyebilir. Ancak buzdolabını domatesin tek “düşmanı” ilan etmek de doğru değildir. Marketlerde satılan domateslerin lezzetsiz olmasının birçok farklı nedeni olabilir. Çeşit seçimi aromadan ziyade dayanıklılık ve verim odaklı yapılmış olabilir. Domatesler dalında tam olgunlaşmadan toplanmış, uzun taşıma zincirlerinden geçmiş, depolarda beklemiş veya markete gelmeden önce uygun olmayan sıcaklıklara maruz kalmış olabilir. Kışın ortasında alınan sert ve soluk bir domatesin tüm lezzetsizliğini evdeki buzdolabına yüklemek haksızlık olacaktır; bazen domates eve gelmeden aromasının önemli bir bölümünü zaten kaybetmiştir. Aynı şekilde, tamamen olgunlaşmış, yumuşamaya başlamış ve kısa sürede tüketilemeyecek bir domates için buzdolabı, lezzet kaybıyla çürümeyi geciktirmek arasında yapılan pratik bir tercih olabilir. Tezgâhta bırakıldığında ertesi gün çöpe gidecek bir domatesi soğukta biraz daha muhafaza etmek, onu tamamen kaybetmekten daha mantıklı bir çözüm sunabilir. Yine de, en iyi domates lezzetini arayanlar için temel gerçek değişmez: Bütün ve taze domates, mümkünse oda sıcaklığında saklandığında aromasını çok daha iyi korur. Eğer buzdolabına konulmuşsa bile, tüketilmeden önce oda sıcaklığına yaklaşmasını beklemek, kaybolmayan aroma bileşiklerinin daha iyi hissedilmesine yardımcı olabilir. Domatesin buzdolabında yaşadığı lezzet kaybı, aslında yiyecekleri neden sadece dış görünüşlerine göre değerlendirmememiz gerektiğini çarpıcı bir şekilde gösterir. Bir domates kırmızı, sert, sulu ve hatta şekerli/ekşi olabilir; ancak gerçek lezzet, gözle görülebilen bu özelliklerden çok daha fazlasıdır. Domatesin karakteri, kesildiği anda havaya karışan ve birkaç saniye içinde kaybolan o görünmez aroma moleküllerinin içinde saklıdır. Buzdolabı, domatesi çürümekten korurken, onu “domates” yapan kokunun önemli bir bölümünü adeta susturur.
Kaynak: https://eksiseyler.com/domates-neden-buzdolabinda-saklanmamali