İnsanların Kendi Çevresini Toplumun Geneli Sanma Yanılgısı: False Consensus Effect
seçimden önce herkes kendi çevresine bakıp aynı rahatlıkla o cümleyi kurabiliyor: “bu iş bitti, kesin kazanıyoruz.” çünkü aile whatsapp grubu öyle düşünüyor, liseden arkadaşlar öyle düşünüyor, takip edilen hesaplar coşmuş durumda, kahvede duyulan sesler de hep aynı tarafa akıyor. sonra sandıklar açılıyor ve insan fark ediyor ki ülke dediği şey, kendi yankısının biraz büyütülmüş hali değilmiş.
insanın kendi fikrini, siyasi tercihini, zevkini veya günlük bir davranışını toplumda gerçekte olduğundan daha yaygın sanmasına yanlış uzlaşı etkisi deniyor. literatürdeki adı false consensus effect. psikoloji literatürüne 1977’de lee ross, david greene ve pamela house’un yaptığı klasik çalışmayla yerleşmiş kavramlardan biri. en basit haliyle, insanın kendi normalini dünyanın normali zannetme yanılgısı.
peki durduk yere niye böyle bir hayale kapılıyoruz? çünkü insan dünyayı rastgele seçilmiş milyonlarca kişiden değil, kendi küçük çevresinden öğreniyor. arkadaşlarımız, ailemiz, iş yerindeki insanlar, okul tayfası, okuduğumuz yazarlar ve izlediğimiz kanallar çoğu zaman bize benzeyen insanlardan oluşuyor. beyin de bu dar ve taraflı örneklemi alıp toplumun tamamıymış gibi okumaya başlıyor. ortada illa kötü niyet yok; örneklem yamuk.
sosyal medya bu etkiyi daha da büyütüyor. insan zaten kendi kafasına yakın hesapları takip etmeye meyilli. algoritmalar da etkileşim verdiğimiz içeriklere benzeyen şeyleri önümüze daha çok çıkarabiliyor. kişi her gün aynı tonda yüzlerce paylaşım görünce “herkes böyle düşünüyor” hissine kapılıyor. halbuki ekranda gördüğü şey toplumun kendisi değil, kendisi için süzülmüş bir akış. bazı çalışmalar da kişinin kendi görüşüyle uyumlu haber akışına maruz kalmasının, kamuoyunun da kendi görüşünü desteklediği algısını güçlendirebildiğini gösteriyor.
seçim dönemleri bu etkinin en iyi görüldüğü zamanlar. her mahalle, her siyasi grup kendi kazanma hikayesini o kadar inandırıcı kuruyor ki, herkes kendi balonunda haklı görünüyor. biri kendi çevresine bakıp “herkes değişim istiyor” diyor, diğeri kendi çevresine bakıp “kimse mevcut düzenden vazgeçmez” diyor. sorun şu ki sandık sosyal medya akışı değil; memleket de arkadaş grubu değil. o iddialı “kesin kazanıyoruz” cümlesi bazen sahadan veya anketten değil, dümdüz yanlış uzlaşı etkisinden çıkıyor.
olay sadece büyük siyasette dönmüyor, küçücük gündelik kararlarda da yakamıza yapışıyor. bir çalışan kendi masasında herkesin yönetimin son kararından şikayet ettiğini duyup şirkette kimsenin bunu istemediğini sanabiliyor. oysa iki kat aşağıdaki başka bir departmanda gayet olumlu bir hava esiyor olabilir. okulda bir öğrenci kendi grubunda herkesin sınavın zorluğundan yakındığını görünce bütün sınıfın döküldüğünü sanıyor. halbuki sessiz çoğunluk bambaşka bir kağıt vermiş olabilir.
aynı mekanizma ahlaki yargılarda ve zevklerde de çalışıyor. insan çok sevdiği diziyi herkesin sevdiğini, nefret ettiği popüler bir filmi herkesin kötü bulduğunu ya da kendi müzik zevkinin en normal zevk olduğunu varsayabiliyor. trafikte yaptığı bir kural ihlalini makul bir mazerete bağlarken, başkası aynısını yapınca çıldırabiliyor. bir davranışı ayıp, saçma veya çok doğru bulduğumuzda toplumun da bizimle aynı hizada durduğunu sanıyoruz.
futbol muhabbetleri ve taraftar forumları da bu yanılgının kalesi. forumda herkes aynı teknik direktörün gitmesi için başlıkları yukarı taşırken, kişi bir anda bütün camianın bunu istediğini düşünebiliyor. oysa stadyumdaki taraftarın, şehirdeki sessiz kitlenin veya sadece maçını izleyip yorum yazmayan insanların havası çok farklı olabilir. kendi dar grubunda çılgınca alkışlanan bir fikir, dışarı çıkınca sıradan karşılanabilir.
bu etkinin en tehlikeli tarafı insanı inceden inceye kibirli yapması. kişi bir süre sonra sadece “ben böyle düşünüyorum” demez; “zaten normal insanlar böyle düşünür” demeye başlar. ross ve arkadaşlarının klasik çalışmasında da buna yakın bir şey görülür: insanlar kendi seçimlerini daha yaygın ve olağan görürken, farklı seçim yapanları daha tuhaf veya uçta değerlendirme eğilimi gösterebilir. karşıt görüşü sadece farklı bir fikir değil; cahil, çıkarcı, satılmış veya kötü niyetli bir pozisyon gibi görme riski biraz buradan doğar.
yanlış uzlaşı etkisi bize anketlerin, saha verilerinin, farklı çevreleri dinlemenin ve o konforlu balondan çıkmanın neden önemli olduğunu hatırlatır. “benim çevrem böyle düşünüyor” cümlesi kıymetli bir gözlem olabilir ama kamuoyu araştırması değildir. toplumsal eğilimleri, kitle davranışını veya seçimleri okumak istiyorsan sadece kendi mahalleni değil, sana hiç benzemeyen insanların da ne düşündüğünü duymak zorundasın. sandık, insanın sosyal çevresine çekilmiş bir yakın plan değildir.
bu yanılgıdan tamamen kurtulmak kolay değil ama balonun havasını biraz indirmek mümkün. insan ara sıra kendine basit sorular sormalı: bunu gerçekten çoğunluk mu düşünüyor, yoksa sadece benim çevrem mi? benden farklı düşünen kaç kişiyle gerçekten oturup konuştum? sosyal medya akışım bana ülkeyi mi gösteriyor, yoksa sadece kendimi mi? elimde anket, veri veya saha gözlemi var mı, yoksa sadece içimden gelen bir his mi?
yanlış uzlaşı etkisi bize çoğunluğun ne düşündüğünü değil, bizim çoğunluğu nasıl hayal ettiğimizi gösterir. insanın en kolay kandığı kamuoyu yoklaması kendi arkadaş grubudur. herkes bizim gibi düşünmüyor; biz çoğu zaman sadece bizim gibi düşünenleri daha çok duyuyoruz.
kaynaklar:
https://dictionary.apa.org/false-consensus-effect
https://www.simplypsychology.org/…ensus-effect.html
https://cyberpsychology.eu/article/view/12254
https://www.ebsco.com/…ss-media/echo-chamber-effect
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/pmc8604707/