Çölyak Hastalığı: Görünmez Tehlike, Ömür Boyu Süren Mücadele ve Bilmeniz Gerekenler
Günlük hayatımızda sıradan kabul edilen bir dilim ekmek, makarna veya dışarıda yenen bir öğün, Türkiye’de çölyak hastası binlerce insan için ciddi bir mücadele anlamına geliyor. Tabağımızdaki görünmez bir protein olan ‘gluten’, bu bireylerin yaşamını kökten değiştirebiliyor. 9 Mayıs Çölyak Farkındalığı Haftası, bu zorlu süreci ve market raflarında etiket okuma, mutfakta titizlikle yapılan hazırlıklar gibi günlük yaşamın getirdiği sınavları daha iyi anlamak için bir fırsat sunuyor.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Çocuk Gastroenterolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Necati Balamtekin, her yüz kişiden birinde görülen çölyak hastalığının toplumdaki yaygınlığına dikkat çekiyor. Hastalığın belirtileri kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterebiliyor; ishal, karın şişliği ve büyüme duraksaması en yaygın semptomlar olsa da, bazen anemi, boy kısalığı, karaciğer ve eklem rahatsızlıkları gibi farklı şekillerde de ortaya çıkabiliyor. Bu çeşitlilik, teşhisin gecikmesine yol açabiliyor ve tedavi edilmeyen çölyak, büyüme geriliği, kısırlık ve kemik erimesi gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor.
Son yıllarda popülerleşen glutensiz diyet trendine değinen Doç. Dr. Balamtekin, çölyak veya buğday alerjisi olmayan bireyler için bu diyetin tıbbi bir zorunluluk olmadığını, tamamen kişisel bir tercih olduğunu vurguluyor. Ancak çölyak hastaları için durum farklı; onlar için glutensiz beslenmek bir tercih değil, ömür boyu sürecek tavizsiz bir zorunluluktur. Bu durum, bilimsel dayanağı olmayan ‘sözde tedavi yöntemlerinin’ ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor. Balamtekin, bu tür ‘umut tacirlerine’ karşı devletin önlem alması gerektiğini ve en güçlü koruyucunun eğitim olduğunu belirtiyor.
Teşhis konulduktan sonra asıl zorlu maraton mutfakta ve sosyal hayatta başlıyor. Çölyak Derneği Başkanı Şebnem Ercebeci Çınar, glutensiz beslenmenin bir zorunluluk olduğunu ve ‘çapraz bulaş’ riskinin ne kadar ciddi olduğunu vurguluyor. Evdeki bıçaktan kesme tahtasına kadar her şeyin çölyak hastasına özel olması gerektiğini, en ufak bir gluten kırıntısının bile ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyor. Çınar, hastaların bu zorunluluğu çevrelerine anlatmak için sürekli bir çaba içinde olduğunu ve ‘bir lokma gluten kaçağının, bir yudum çamaşır suyu içmeye eşdeğer’ olduğunu ifade ediyor.
Psikolojik ve sosyal boyutu da olan bu mücadelede aile desteği büyük önem taşıyor. Dışarıda ise hastalar, ‘bir lokmadan bir şey olmaz’ gibi iyi niyetli ama tehlikeli ısrarlarla karşılaşıyor. Bu durum, çölyaklı bireyleri adeta gönüllü öğretmenlere dönüştürüyor. Sektörel olarak da restoranlarda ‘glutensiz menü’ sorulduğunda karşılaşılan anlamsız bakışlar önemli bir eksiklik. Gıda sektörünün ürün etiketlemelerinde daha titiz olması ve ‘gluten içermez’ ibaresinin açıkça belirtilmesi kritik önem taşıyor.
Okul ortamları ise mücadelenin en hassas olduğu yerlerden. Anaokulu ve ilkokul çağındaki çölyaklı çocuklar için okul kantin görevlisinden öğretmene, sıra arkadaşının velisine kadar geniş bir bilinç zinciri oluşturmak büyük önem taşıyor. Çınar ve ekibi, okullara bilgilendirme metinleri ve posterler ulaştırarak çocuğun okulda güvenle yaşamasını sağlamaya çalışıyor. Sınıf arkadaşlarının hastalığı bilinçlendirilmesi, ‘yiyecek ikramı ısrarını’ önlüyor. Kantinlerde ve yemekhanelerde glutensiz ürünlerin bulunması da derneğin takip ettiği konular arasında.
Ankara Çölyak Derneği, 2004’ten bu yana uygun fiyatlı glutensiz ürünlerin temin edilmesi ve yasal düzenlemeler için mücadele ediyor. Çölyak hastalığının ders kitaplarına girmesi ve askerlik sorunlarının çözülmesi gibi kazanımlar elde edildi. Çınar, hastalığı teşhis alan ancak iyileşme göstermeyen hastaların mutfaklarındaki ‘çapraz bulaş’ riskini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor. Sıfır hatayla uygulanan doğru bir glutensiz diyetin, hastanın hayata sağlıklı tutunmasını sağlayan yegâne anahtar olduğunu vurguluyor.
9 Mayıs Çölyak Farkındalığı Günü’nün Türkiye’deki hikayesi, 2002’de bir toplantıda atılan ‘Neden bizim de bir günümüz yok?’ sorusuyla başlıyor. Bu talep, son 5 yıldır 9 Mayıs’ın ‘Dünya Çölyak Günü’ olarak resmiyet kazanmasını sağladı. Çınar, çölyak hastaları için ilk duyulduğunda ‘korkulu rüya’ya dönüşen ağır bir teşhis olduğunu ancak sıkı bir diyete sarılarak sağlıklı bir hayata adım atmanın mümkün olduğunu belirtiyor. Kamu spotları, okul kantinlerinde uygun fiyatlı glutensiz ürünler ve glutensiz hizmet veren restoranların teşviki, daha eşit bir yaşam için atılması gereken adımlar olarak sıralanıyor. Çınar’ın nihai mesajı ise hastalara ‘engel’ olmak yerine ‘destek’ olmak, hoşgörülü, sabırlı ve anlayışlı yaklaşmak hepimizin insani görevidir.
Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/saglik/colyak-sifir-tolerans-omurluk-mucadele-944529.html